Site icon Akdenizin Başpehlivanları

SON DELİORMANLI TEKİRDAĞLI HÜSEYİN PEHLİVAN – 2

Tekirdağlı Hüseyin, sadece er meydanında kol bağlamamış gerek Türkiye’ye gelen ecnebi güreşçilerle güreşmiş , Herman, Bankof, Negrini, Vander Velt gibi güreşçilerin sırtını minderle buluşturmuştu. Tekirdağlı’nın iddialı güreşlerinden biri de meşhur Hintli pehlivan Muhammed Gezzal’la olmuş Tekirdağlı’nın minderi dar ettiği Hintliyi tuş ederek yenmesi üzerine hakemlik koltuğunda oturan Sami Karayel fırlayıp ringe girip Tekirdağlı’yı alnından öpmüştü.

Tekirdağlı 1938 yılında aynı Koca Yusuflar, Kara Ahmetler Kurtdereli Megmetler gibi yurtdışında Türk’ün kudretini göstermek için Avrupa minderlerine çıkmıştı. Bu macerasını 1938 kışında, organizatör Asım Rıdvan ile Paris’e gittim. Önce derecemin anlaşılması için hususi kulüplerde elli pehlivan ile güreştim. Bir hafta içinde ve geceleri oldu. Karşıma çıkanları en çok on dakikada yendim. Sonra Finlandiyalı, Bulgar ve Fransız olmak üzere dört tanınmış pehlivan ile otuz bin seyirci önünde karşılaştım. Dördünü de on beşer dakikada yere vurdum” diyerek anlatacak aynı Yamtar gibi 4 güreşçiyle güreşip onları da yenmesi üzerine organizatörlerden aldığı şike teklifini şu kelimelerle anlatacaktı:

“Bunu üzerine organizatör Raul Paul beni odasına çağırdı. Fransız şampiyonu Deglen ile yapacağım üç maçı kaybedersem on bin Türk lirası vereceğini söyledi. Damarlarımdaki Türk kanı buna asla müsaade etmedi. Yabancı bir memlekette baş pehlivan sıfatıyla temsil etmekte bulunduğum şerefi her şeyin üstünde olduğundan bu şeref için almak değil her şeyimi vermeğe her an hazır olduğumdan teklifi derhal reddettim. Mertçe karşılaşmama imkân verilmedi. Memleketime döndüm.”

Yıl 1946. 1938 yılı Kırkpınar güreşlerine “Ben buraya güreşmeye değil hacca geldim. Kırkpınar hepimizin kâbesidir” diyen Tekirdağlı tekrar er meydanında. 120 kiloluk heybetli vücuduyla rakibini bekleyen Hüseyin’e Düzceli Çolak İsmail pehlivan düşüyor. Bu başaltından henüz başa çıkmış tecrübesiz pehlivan için talihsiz bir kura. Düzceli bu moral bozucu duruma itiraz edecek oluyor:

-Ben Tekirdağlı ile güreşmem. O hepimizden üstündür. Meydanı artık biz gençlere bırakıp Kırkpınar’dan çekilsin.  Ben başkasıyla tutayım.

Olur şey değil!

Hakem bu er meydanı gelenekleriyle bağdaşmayan isteği katiyetle reddediyor. Çolak İsmail süklüm püklüm meydanı terk ediyor. Tekirdağlı sessizce olan biteni izlemektedir.

Biraz sonra İsmail tekrar meydana geliyor. Kanı kaynayan genç Düzceli, Tekirdağlı ile tutmaya razı olmuştur. Olan biteni merakla izleyen seyirci artık tüm dikkatini bu ikiliye vermiştir. Az sonra cazgır dualamayı bitirip pehlivanları meydana salıyor.

İlk hamle Düzceli’den. İsmail daha güreşin başında Tekirdağlı’nın paçalarına saldırıyor. Ve yakalıyor da. Tekirdağlı boyunduruğa giriyor. Düzceli paçaları kavrayan ellerini gevşetiyor. Az sonra Düzceli’den bir paça denemesi daha Tekirdağlı yine kendisini boyundurukla korumak zorunda kalıyor. Düzceli’nin Hüseyin’in paçalarını kavrayan elleri yavaşça çözülüyor. Hüseyin de usul gereği boyunduruğu çözüyor. Düzceli, bu ele avuca sığmaz delikanlı hakemlere dönerek güreşi kazandığını iddia ediyor. İddiası boyunduruk sırasında Hüseyin’in iki ayağının yerden kesildiği. Bu yersiz iddia hem Hüseyin’in ayaklarının yerden kesilmemesi hem de kesilmiş dahi olsa yağlı güreşte böyle bir yenme şekli olmadığından hakem heyetini etkilemiyor. Bu çocukça hareket Tekirdağlı’nın öfkelenmesine neden olmuştur. Güreş tekrar başlıyor. Korkusuz Düzceli şansını bir kez daha deniyor. Hüseyin’in paçaları yine İsmail’in ellerinde. Ve Tekirdağlı tekrar boyundurukla rakibini eziyor. Düzceli ellerini bırakıyor. Şimdi usul gereği Hüseyin de boyunduruğu bırakmalı. Ama Tekirdağlı öfkesini yenemiyor. Mızmız bir çocuğu andıran toy rakibini cezalandırmak istiyor. Hüseyin çelik kollarıyla İsmail’in boynunu insafsızca sıkıyor. Seyirci Hüseyin’e öfkeli! Hakemler araya girip boyunduruğu çözdürüyorlar. Ne var ki Tekirdağlı’nın çelik kollarının ezdiği İsmail’de hayır kalmamıştır. Düzceli sersemlemiştir. Şimdi güreşin başından beri sürdürdüğü atak tarzı terk etmek zorunda. İpler Tekirdağlı’da. Tekirdağlı saldırıya geçip gafil avladığı rakibini tekten budama oyunuyla açık düşürüyor. Tekirdağlı temennayı çakıyor. Düzceli beklendiği üzere tekrar mızmız bir çocuğa dönüşüveriyor. Yeniyetme pehlivan yenilmediği iddiasındadır. Hakem heyeti akıllara seza bir karar vererek Kırkpınar tarihinde görülmemiş bir skandala imza atıyor:

Güreşi Tekirdağlı Hüseyin kazanmıştır. Ancak yarın iki güreşçi tekrar güreşeceklerdir.

Ertesi gün İsmail’le yeniden tutması istenen Tekirdağlı bunu kabul etmiyor ve meydandan çekiliyor. Bir skandala dönüşen organizasyonda seyirci de birer birer alanı terk etmeye başlıyor. Tuhaf karar ve uygulamalarıyla dikkat çeken ve hakem heyetinin eline yüzüne bulaştırdığı 1946 yılı Kırkpınar güreşleri başpehlivanlığını Sındırgılı Şerif sadece bir galibiyetle kazanıyor.

Tekirdağlı’nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar ulaşan şöhreti, meydanda karşısına çıkmamak için kırk dereden su getiren ama gıyabında hakkında atıp tutanların olduğu bir dönem yaşanmasına sebep olmuştu. Pehlivan yaşlanmış ve meydandan çekilmiştir ama onunla güreşmemek için kendi güreşlerini uzatıp berabere ayırılanların cılız meydan okumaları kulağına kadar gelmiştir. Cumhuriyet döneminin bu en büyük pehlivanı 1949 yılında kispetini alıp Kırkpınar meydanına bağdaş kurup oturuyor. Yaygaracı pehlivanlardan etekleri tutuşmuştur. Tekirdağlı, diğer pehlivanlara dönerek tek bir şartla güreşten çekileceğini beyan ediyor. Gıyabında kimse meydan okumayacak, bu efsanevi pehlivan için “korktu” “kaçtı” “gelemedi” gibi çirkin sözler sarfedilmeyecekti. Bu yürekli ültimatom yankı buluyor pehlivanlar “Sana bir daha meydan okursak kahrolalım” diyerek Tekirdağlı Hüseyin’i onore ediyorlar. Ve 1933-1934-1935-1936-1937-1938-1939-1940-1941-1942 Kırkpınar başpehlivanı Hüseyin Alkaya meydanları terk ederken geriye şu sözler kalıyor:

Beni çok alkışladılar. Heyecanlandım. Sevincimden ağladım. Bu saadet bana yeterdi. Yirmi beş yıl, sevdiğim vatanımın her köşesini karış karış gezdim. Yendim yenildim. Sevildim alkışlandım. Kendimden ziyade milletimi ve pehlivanlık şerefini düşündüm. Küçüğüme kardeş, büyüğüme ağabey gözüyle baktım. Hiç kimseyi incitmemeye dikkat ettim. Hiçbir pehlivana yakışıksız şeyler yapmadım, söylemedim çok şükür. Daima terbiyemi muhafaza ettim iyi, gerçek bir Türk Pehlivanı olmaya çalıştım. Olabildim mi bilmiyorum ama vicdanım, gönlüm rahat… Benden sonra iyileri daha kuvvetlilerini görmek, milletimin çocuklarının her yerde şerefle, başarıyla dalgalandırdıklarını duymak, okumak hayatımın bundan sonraki kısmının en büyük zevki olacak.

Exit mobile version